Türkler Asrı Saadette 4. Bölüm – Namaz I

Kahramanlarımız mescide girdiklerinde kendi dönemlerinde yaptıkları gibi hemen el alışkanlığıyla pantolonlarının arka cebinden beyaz dantelli “meydinçayna” (‘Made in China’ diye okunur) takkelerini çıkarıp itinayla başlarına takıyorlardı, ancak kendilerinden başka mescide girişte kılık kıyafetinde bir değişiklik yapanı görmediler. Peygamber Efendimiz imamlık yaptığı zaman da dahil olmak üzere herkes sokakta, tarlada, çarşıda, pazarda nasıl giyiniyorlarsa aynı şekilde mescide gelip namaz kılıyorlardı.

Bu işte bir gariplik vardı! Oysaki mescitte imamın kendine ait bir odası veya dolabı olmalı ve mihraba geçerken herkesten farklı olarak bir şeyler giymeliydi. Ama namaza mahsus bir ibadet elbisesinin olmadığını anlamaları uzun sürmedi.

Bir gün Mescid-i Nebevi’ye vardıklarında ezanın çoktan okunmuş olmasına rağmen Peygamber Efendimizin henüz mihraptaki yerini almadığını gördüler. Mahalle camilerindeki imamın geç kaldığında yaptıkları gibi kendi aralarında homurdanıp “Yarın Medine müftülüğüne gidip şikâyet edelim” diye düşündüler ancak kısa sürede böyle bir şeyin mümkün olmadığını hatırladılar.

Bir gece yatsı namazı için mescide geldiklerinde sahabelerin Peygamber Efendimizi beklerken uyukladıklarını görünce hepsini uyandırıp abdest almaya göndermeyi düşünüyorlardı ki Hz. Peygamber geldi ve hemen namaza durdular. Allah rasulü de onların abdestlerini tazelemesi gerektiğini söylemedi.[1]

Namaz kılmaya başlamadan Kel Ali ile Kara Ramazan yanlarındakilerin bile duyacağı bir sesle ramazan manisi okur gibi kafiyeli bir şekilde “Durdum divana, uydum Kuran’a, yönüm kıble, kıblem Kâbe, kurtarıcım Allah, şefaatçim Muhammed Mustafa niyet ettim bugünkü… namazının … sünnetine/farzına” diyerek niyet ediyorlardı. Kör Ömer ise mahallelerindeki emekli imamın Arapça olarak “neveytü en usalliye…” şeklinde niyet ettiğine kulak misafiri olmuştu. O da sahabilere Arapça niyet edebildiğini göstermek için bu şekilde niyet ediyordu. Ancak bir de baktılar ki ne Peygamber Efendimizin ne de diğer sahabelerin namaz öncesi niyet etmek için ağızları kıpırdamıyordu. Oysa başucu kitapları olan Tam Namaz Hocası’nda kişinin kendi duyacağı bir ses tonuyla niyet etmesi gerektiği yazıyordu.

Namaz kılarken şaşıracakları konuların yalnız bunlar olduğunu zannediyorlardı ama yanılıyorlardı. Bizimkiler her zaman yaptıkları gibi öğlen namazının ilk sünnetini dört rekat kılarken Peygamber Efendimizin iki rekat kıldığını[2] fark ettiler. Durumu Hz. Aişe’ye sorduklarında ise ondan Peygamber Efendimizin öğle namazından önce dört rekât kıldığını[3] da öğrenince içleri biraz rahatladı. Böylece öğle namazının sünnetini dört rekât kılmanın zorunlu olmadığını iki rekât olarak da kılınabileceğini anladılar.

Peygamber Efendimizin ve ashabın namaz kılışlarındaki dikkatlerini çeken bir başka konu da onların namaza başlama tekbiri alırken ellerini ancak omuzlarına kadar kaldırmaları olmuştu.[4] Oysa bizimkilerin Tam Namaz Hocası kitabında ancak kadınların bu şekilde tekbir aldığı yazıyordu. “Bizim kitaplara yazılırken kadın ve erkeğin namaz kılış şekilleri karıştırılmış olmalı” diye düşünerek kadınların nasıl namaz kıldıklarına baktılar. Bir de ne görsünler! Kadınlar da tamamen erkekler gibi namaz kılıyorlardı. Yani tekbirde ellerini kaldırmalarında, kıyamda ellerini bağlamalarında, rükûya eğilmede, secdede ve oturuş şekillerinde erkeklerle kadınlar arasında hiçbir fark yoktu. “Hiç erkeklerle kadınlar aynı şekilde namaz mı kılar canım? Asr-ı saadetteki insanların namaz konusunda öğrenmeleri gereken daha çok şey var” diye düşünmeden edemediler.

Farza başlamadan önce Bilal-i Habeşi kamet getirmeye başlayınca yine bazı şeylerin farklı olduğunu gördüler. Çünkü Bilal-i Habeşi ezan lafızlarını ikişer ikişer okuduğu halde kamet getirirken birer birer okuyordu.[5]

Namaza başlama tekbiri aldıktan sonra Fatiha suresini okumaya başlamadan önce Peygamber Efendimiz bir süre sessiz kalıyordu. Bu esnada okunacak dua olarak bizimkiler kargadan başka kuş, sübâneke(!)’den başka dua bilmiyorlardı. Peygamber Efendimiz de herhalde devamlı “sübhâneke” duasını okuyordur diye düşünürlerken namazdan sonra “Gidip bunu sahabilerden bazılarına soralım” dediler.

Kör Ömer, Ebu Hüreyre’ye rastladı ve ona Peygamber Efendimizin namaza başlama tekbirinden sonra hangi duayı okuduğunu sordu; Ebu Hüreyre şu cevabı verdi:

Ben “Yâ Rasûlallah, babam anam sana feda olsun, tekbir ile kıraat arasında­ki şu sükûtun (nedir; orada) ne söylersin?” dedim. Rasûlullah şu cevabı verdi:

اَللَّهُمَّ بَاعِدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَايَ، كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ، اَللَّهُمَّ نَقِّنِي مِنَ الْخَطَايَا كَمَا يُنَقَّى الثَّوْبُ الْأَبْيَضُ مِنَ الدَّنَسِ، اَللَّهُمَّ اغْسِلْ خَطَايَايَ بِالْمَاءِ وَالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ

“Allah’ım, benimle, günâhlarım arasını, doğu ile batı arasını uzaklaştırdığın gibi uzaklaştır. Allah’ım, beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi, beni de günâhlardan temizle. Allah’ım, günâhlarımı da su ile kar ile dolu ile tertemiz yıka” derim.”[6]

Kara Ramazan aynı konuyu Hz. Ali’ye sorduğunda ise aldığı cevap şu şekilde oldu; “Rasûlullah, namaza başladığında tekbir alır sonra şöyle derdi:

وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا، وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ، إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا مِنَ الْمُسْلِمِينَ، اللَّهُمَّ أَنْتَ الْمَلِكُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ أَنَا عَبْدُكَ ظَلَمْتُ نَفْسِي وَاعْتَرَفْتُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ذُنُوبِي جَمِيعًا لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ، وَاهْدِنِي لِأَحْسَنِ الْأَخْلَاقِ لَا يَهْدِي لِأَحْسَنِهَا إِلَّا أَنْتَ، وَاصْرِفْ عَنِّي سَيِّئَهَا لَا يَصْرِفُ عَنِّي سَيِّئَهَا إِلَّا أَنْتَ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ وَالْخَيْرُ كُلُّهُ فِي يَدَيْكَ، وَالشَّرُّ لَيْسَ إِلَيْكَ أَنَا بِكَ وَإِلَيْكَ تَبَارَكْتَ وَتَعَالَيْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

“Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah’a batıldan yüz çevirerek ve Allah’a ortak koşmaksızın yüzümü ona döndüm. Benim namazım tüm ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Onun ortağı yoktur, ben böyle söylemekle emrolundum. Ve ben Müslümanlardanım. Allah’ım! Hükümdar Sensin, otorite Senindir, Senden başka gerçek ilâh yoktur ancak Sen varsın. Ben senin kulun ve kölenim. Ben benliğime zulmettim ve günahlarımı itiraf ediyorum, tüm günahlarımı bağışla günahları Senden başka bağışlayan yoktur. Beni en güzel ahlaka kavuştur. Ahlakın en güzeline ancak sen kavuşturursun, beni kötü huylardan uzak tut, kötü huylardan ancak sen uzaklaştırabilirsin. Emret yarabbi, emrine amadeyim. Davetine icabet ediyorum. Hayrın hepsi senin elindedir. Şerler sana yakışmaz. Benim varlığım senin elindedir. Ve yine sana döneceğim. Kutlu olan sensin senden bağışlanmamı ister ve sana yönelirim.”[7]

Bu konuda en şanslı olan Kel Ali’ydi. Çünkü o rastladığı Ebu Saîd el-Hudrî’den umduğu şeklide bir cevap aldı. Ebû Saîd el-Hudrî şöyle dedi: Rasûlullah başlangıç tekbirinden sonra namazındaki kırâata şu dua ile başlardı:

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، وَتَبَارَكَ اسْمُكَ، وَتَعَالَى جَدُّكَ، وَلَا إِلَهَ غَيْرُكَ

Allahım! Sen her türlü noksanlıktan pâk ve uzaksın. Seni daima böyle anar ve sana hamd ederim. Senin adın pek mübarektir. Senin şânın yücedir (Seni övmek yücedir) ve Senden başka ilâh yoktur.[8]

Sonra bir araya gelip duyduklarını birbirlerine anlatınca şöyle dediler; “Bu dualardan sadece sübâneke Türkçe, diğerleri Arapça(!). Biz yine bildiğimizden şaşmayalım.”


[1] Müslim, Hayz, 125, hadis no: 376; Ebu Davud, Taharet, 79, hadis no: 200.

[2] Buhari, Tatavvu’, 1, hadis no: 1112.

[3] Buhari, Tatavvu’, 10, hadis no: 1127.

[4] Buhari, Sıfatu’s-Salat, 2.

[5] Buhari, Ezan, 2, hadis no: 580. Kamet sözlerinin de ikişer ikişer okunduğuna dair nakledilen (Tirmizi, Salât, 142, hadis no: 194) rivayeti zayıftır.

[6] Buhari, Sıfatu’s-Salat, 8, hadis no: 711; Müslim, Mesacid, 147.

[7] Nesai, İftitah, 17, hadis no: 897.

[8] İbn Mace, İkametü’s-Salat, 1, hadis no: 804.

Leave a Reply

Solve : *
21 + 22 =


Başa dön