TÜRKLER ASR-I SAADETTE- Bir Mübarek Sefer Olsa da Gitsem!

Kel Ali, Kör Ömer ve Kara Ramazan gençlik çağlarından beri arkadaş olan üç ihtiyar delikanlıydı. Çocukluklarında önünde diz çöktükleri hocadan öğrendikleri ve atalarından gördükleri dini bilgiler, üzerine yeni bir şey koymamalarına rağmen hayatları boyunca onlar üzerindeki etkisini devam ettirmişti. Mesela yılbaşı çekilişlerinde piyango bileti alırken, altılı ganyanı yatırırken veya toto-loto kuponlarını doldururken besmele çekerler ve kazanacakları ikramiyeyle köylerinde yeni bir cami yapma hayalleri kurarlardı. Yine bir mekâna girince selam vermek de hiç terk etmedikleri bir alışkanlıktı, hatta meyhaneye girerken bile…

Çocukluk yıllarında camide yarı ders, yarı haylazlıkla geçen Yaz Kur’an Kursu günlerinden sonra ibadetlerle sorumlu oldukları buluğ çağına erince akılları başlarına gelmiş (!) ve caminin yolunu unutmuşlardı. Cuma, ramazan ve kandil geceleri gibi istisnaları saymazsak tabi ki…

Yaşları ilerleyip bir ayakları çukura girince artık mahalledeki caminin kadrolu müdavimi olmuşlardı. Ne de olsa yazın klima, kışın da alttan ısıtma mevcuttu. Bundan iyisi Şam’da kayısıydı anlayacağınız.

Cami Jandarmaları:

Hele hele klimanın parası ödenirken bizimkiler de kefen paralarından yüzer liralık bir kısmını bağışlamışlardı. Bu sebeple klimanın ne zaman ve ne kadar açılacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğine inanıyorlardı. Gerçi imam bizimkilere “Alın şu yüzer liranızı da kesin sesinizi!” diyerek posta koyduktan sonra pek sesleri çıkmaz olmuştu ama yine de fırsat buldukça yüzer liralık konuşma haklarını kullanıyorlardı.

Bunun daha da garibi tuvalet sırasında yaşanmaktaydı. Bizim caminin ileri üçlüsü cami tuvaletinin yenilenmesi esnasında yine paralarına kıyıp birer tane tuvalet taşı almışlardı. İş almakla bitmemiş hepsi kendi aldıkları bu tuvalet taşlarını sahiplenmişlerdi. Namaz aralarında kahvede içtikleri çayları prostattan mustarip boşaltım sistemleriyle vücuttan çıkarmak istediklerinde ille de taşlarını kendi aldıkları tuvalet bölümüne girmeyi isterlerdi. Kendi bölümleri dolu ise başka bölümler boş olmasına rağmen birkaç damla idrar sızdırma pahasına kendi bölümlerinin boşalmasını beklerlerdi. Bu sahiplenme o kadar ileri boyuttaydı ki cami cemaatinden küstükleri kişileri “top benim sen oynamıyorsun” diyen çocuk edasıyla tuvaletin kendilerine ait bölümüne girmekten men edebiliyorlardı. Hal böyle olunca onların bu tavırlarına kızan cami cemaati bizimkilerin vefatından sonra mezar taşı yerine bu tuvalet taşlarını dikmeyi kararlaştırdılar.

Bizim Kel, Kör ve Kara’nın Cami’de kendilerine mahsus tapulu arazileri de vardı ve buraları özellikle Cuma namazlarında cansiperane bir şekilde savunuyorlardı. Caminin devamlı cemaati bu durumu bildikleri için onların bölgelerine oturmaktan mayınlı araziden kaçar gibi kaçınırlardı. Ancak Caminin konar-göçer cemaati buraları sahipsiz zannederek bilmeden oturacak olurlarsa bizimkiler Tanzanya’daki Serengeti Milli Parkının aslanları gibi kendi bölgelerini korumaya geçer ve sınırlarına tecavüzde bulananları oraya oturduklarına pişman ederlerdi.

Cami içerisinde zapturapt altına aldıkları mevkiler ise şöyleydi. Kel Ali zaman zaman müezzinlik te yaptığı için camiye girişte sağ taraftaki müezzinliğe yakın bölümde oturur ve geri dörtlünün belkemiğini oluşturur. Kör Ömer, sırtını minbere dayayarak oturmayı tercih ettiği için sağ açık mevkiinden ataklara katılmaktadır. Kara Ramazan ise cemaat sevabından aslan payını kapmak için hemen imamın arkasında 10 numara pozisyonundadır.

Günaşırı musalla taşından yolcu ettikleri akranlarını görmenin de etkisiyle ölümün soğukluğunu tâ içlerinde hissetmeye başlamışlardı. Gençliklerinde devirdikleri çamları düşündükçe günahları gözlerine dağ gibi görünüyor bu dağı eritmek için çeşitli çareler düşünüyorlardı. Kendi engin dini bilgileri bu noktada yetersiz kalıyor, hem rahatlarından vazgeçmiyorlar hem de ceplerindeki akrebe dokunmak istemiyorlardı. Bu sebeple kendi günahlarını affettirmek için imamın daha fazla gayret göstermesini bekliyorlardı. Bu amaçla imam efendi her namaz öncesi Kur’an tilaveti yapmalı, kandil geceleri de mevlit okumalı sonunda da içinde bol bol Arapça ifadeler içeren dokunaklı bir dua etmeli, yine kandillerde tesbih namazı kıldırmalıydı. Gören de bu günahları bizim Kel, Kör ve Kara’nın değil imamın işlediğini zannederdi.

Bir Mübarek Sefer Olsa da Gitsem!

Yalnız içlerinde bir uhde kalmıştı. O da Kâbe’ye yüz sürüp Medine’de Ravza’yı ziyaret ederek ölmeden önce amel defterlerindeki günahlara format attırmaktı. Ne de olsa hacca gidenin günahları sıfırlanıyordu. Ondan sonra zaten içki içecek mide, zinaya sevk edecek şehvet ve kumar oynayacak paraları olmadığı için günah işleyecek halleri yoktu. Ancak Hac kuralarında bir türlü isimleri çıkmıyordu.

Bu özlemlerinin gidermek için bol bol “Bir mübarek sefer olsa da gitsem – Kâbe yollarında kumlara batsam” veya “Medine’ye varamadım gül kokusu alamadım” ilahileri dinleyerek özlemlerini gideriyorlardı.

Neyse ki Kel Ali’nin oğlu Muhsin TÜBİTAK’ta çalışan bir mühendisti ve yıllardır zaman makinesi projesi üzerinde çalışmaktaydı. Artık projede sona gelinmiş ve bir insanı tarihin herhangi bir döneminde dünyanın herhangi bir yerine gönderme imkânına kavuşmuşlardı.

Mühendis Muhsin sonunda babasına müjdeyi verdi; “Babacığım artık hacca gitmek için kurada adının çıkmasını beklemene gerek kalmadı. Hem de tarihin istediğin bir döneminde seni hicaza gönderebilirim.”

Kel Ali; “Oldu olacak Peygamber Efendimizi sağlığında görelim” diyerek asr-ı saadet dönemine gitmeyi istedi. Tabi ki kankaları Kör Ömer ve Kara Ramazan ile beraber.

Sonunda beklenen gün geldi ve kahramanlarımız asr-ı saadet yıllarının Medine’sine doğru yola çıktılar. Başta her şey çok güzeldi. Sonuçta adını her duyduklarında ellerini kalplerinin üzerine götürüp salavat getirdikleri Peygamberlerini görmüşler, yaşlı gözlerle menkıbelerini dinledikleri sahabelerle omuz omuza namaz kılıyorlardı. Ancak bir süre sonra bazı şeyler dikkatlerini çekmeye başladı. Sanki bazı şeyler 21’inci yüzyıl Türkiye’sinde bizimkilerin İslam dini adına yaptıklarından farklılık gösteriyordu.

Daha bitmedi, yeni başlıyoruz…

1 Comment

  1. Avatar

    İsmail HERGÜL

    5 Aralık 2018, Çarşamba at 12:31

    Devamını bekliyoruz…

Leave a Reply

Solve : *
4 × 8 =


Başa dön