Türkler Asr-ı Saadette 7. Bölüm / Cenaze Ahkamı ve Namazı

Bizimkilerin asr-ı saadetteki komşularından birisi sekerât-ı mevt halindeydi. “Varıp komşu olarak son görevimizi yapalım, hem de asr-ı saadette cenaze işleri nasıl oluyor ona bir bakalım” dediler.

Ölmek üzere olan sahabînin yanına vardıklarında diğer insanların onun yanında “la ilahe illallah” sözünü telkin ettiklerini gördüler. Ama gariptir ki başında Yasin ve Tebarake gibi sure okuyan yoktu. Komşuları son nefesini verince ashap onu yıkama ve kefenleme işine giriştiler.

Kahramanlarımız oradakilere “Haydi biriniz de gidip Bilal-i Habeşi’ye cenaze için salâ okuyup sonra da ‘Medine eşrafından falanca vefat etmiştir’ şeklinde ilan etmesi gerektiğini söylesin” deyince ashap “Bunlar da eski köye yeni adet getiriyor” diyerek birbirlerine baktılar ve işlerine devam ettiler.

Bizimkiler kendi zamanlarında uzun süredir cenaze namazı kılmadıkları için “belki unuttuğumuz bir şeyler vardır, gidip sahabilerden cenaze namazının nasıl kılındığını öğrenelim” diye araştırmaya başladılar.

Peygamber Efendimizin amcaoğlu İbn Abbas’a rastlayınca ona cenaze namazında hangi duaların okunduğunu sordular. Bizimkiler “ve celle senâuk” ziyadesiyle birlikte “sübhaneke” duasının okunacağını söyleyeceğini beklerken İbn Abbas; “Tabi ki Fatiha suresi okunur, cenaze namazında ilk tekbirden sonra Fatiha suresini okumak Rasulullah’ın sünnetindendir”[1] diyerek bizimkileri bu konuda şaşırtan ilk kişi oldu.

“Bunda bir terslik var, gidip başka birine daha soralım” dediler. Ebu Ümâme’yi görünce aynı soruyu ona da sordular. Onun cevabı da şu şekildeydi: “Cenaze namazında, tekbir alındıktan sonra Fati­ha okunması sünnettendir. Diğer tekbirlerden sonra Peygamber’e salavat getirir ve ölen kişiye ihlasla dua eder. Fakat başka bir şey okumaz. Sonra gizlice içinden selam verir.”[2]

Bizimkiler “İyi de biz bu Sübâneke’yi ne zaman okuyacağız?” diye düşünmeye başladılar. Ama ne kadar sordularsa da Peygamber Efendimizin cenaze namazında Sübhaneke duasını okuduğuna kimseden dair bir şey duyamadılar.

Bizimkiler ne bilsin Peygamber Efendimizin cenaze namazında Sübhaneke duasını okumadığını, hele hele “ve celle senâük” kısmının sahih rivayetlerde geçmediğini ve zayıf rivayet de olsa “Unutulmasın diye bari cenaze namazında okuyalım” denildiğini![3]

Çünkü Tam Namaz Hocası kitabında cenaze namazının kılınma şekli olarak “ilk tekbirden sonra ‘ve celle senâük’ ile beraber ‘sübhaneke’ duası okunur” diye yazıyordu ve bütün imamlar da cenaze namazının kılınış şeklini hadis kitaplarından değil de ilmihallerden öğrendikleri için, sanki anlaşmış gibi cenaze namazını bu şekilde tarif ediyorlardı.

Bizimkiler Cenaze namazlarını ara sıra kıldıkları için cenaze duasını da tam olarak ezberleyememişlerdi. Kel Ali sadece baş tarafını biraz biliyordu. Bari hazır dışarı çıkmışken cenaze duasını da birine sorup öğrenelim dediler:

Avf b. Malik’ten kendilerine cenaze duasını öğretmesini istediler: O da Peygamber Efendimizden şöyle bir cenaze duası ezberlediğini söyledi:

اَللَّهُمَّ، اغْفِرْ لَهُ وَارْحَمْهُ وَعَافِهِ وَاعْفُ عَنْهُ، وَأَكْرِمْ نُزُلَهُ، وَوَسِّعْ مُدْخَلَهُ، وَاغْسِلْهُ بِالْمَاءِ وَالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ، وَنَقِّهِ مِنَ الْخَطَايَا كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الْأَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ، وَأَبْدِلْهُ دَارًا خَيْرًا مِنْ دَارِهِ، وَأَهْلًا خَيْرًا مِنْ أَهْلِهِ وَزَوْجًا خَيْرًا مِنْ زَوْجِهِ، وَأَدْخِلْهُ الْجَنَّةَ وَأَعِذْهُ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ – أَوْ مِنْ عَذَابِ النَّارِ

“Allahım! Onu bağışla ve ona merhamet et. Ona âfiyet ver ve onu affet. Onu hoş karşıla ve yerini genişlet. Onu su, kar ve dolu ile yıka. Onu, beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi günahlardan temizle. Ona; yurdundan daha hayırlı bir yurt, âilesinden daha hayırlı bir âile, eşinden daha hayırlı bir eş ver. Onu cennete koy. Onu kabir azabından ve cehennem azabından koru.”[4]

Übâde ibn-i Sâmit’e sordular o da cenaze duasını şu şekilde okudu:

اَللَّهُمَّ إِنَّ عَبْدَكَ فُلَانًا كَانَ لَا يُشْرِكُ بِكَ شَيْئًا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ، إِنْ كَانَ مُحْسِنًا فَزِدْ فِي إِحْسَانِهِ، وَإِنْ كَانَ مُسِيئًا فَتَجَاوَزْ عَنْهُ اللهُمَّ لَا تَحْرِمْنَا أَجْرَهُ وَلَا تُضِلَّنَا بَعْدَهُ

Allah’ım falanca kulun sana ortak koşmazdı. Sen onu daha iyi bilirsin. İyi idiyse sevabını arttır, kötü idiyse günahlarını bağışla. Allah’ım onun mükafatından bizi mahrum etme ve ondan sonra da bizi doğru yoldan ayırma![5]

Ebu Hüreyre ise Peygamber Efendimizin cenaze namazı kılarken şöyle dua ettiğini söyledi:

اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِحَيِّنَا وَمَيِّتِنَا، وَشَاهِدِنَا وَغَائِبِنَا، وَصَغِيرِنَا وَكَبِيرِنَا، وَذَكَرِنَا وَأُنْثَانَا، اللَّهُمَّ مَنْ أَحْيَيْتَهُ مِنَّا فَأَحْيِهِ عَلَى الْإِسْلَامِ، وَمَنْ تَوَفَّيْتَهُ مِنَّا فَتَوَفَّهُ عَلَى الْإِيمَانِ، اللَّهُمَّ لَا تَحْرِمْنَا أَجْرَهُ، وَلَا تُضِلَّنَا بَعْدَهُ

Allah’ım! Yaşayanımızı-ölmüş olanımızı, küçüğümüzü-büyüğümüzü, erkeğimizi-kadınımızı, burada hazır olanları-olmayanları bağışla. Allah’ım bizden olup hayat verdiklerini İslam üzere yaşat. Bizden eceli gelenleri de iman üzere öldür. Allah’ım onun mükâfatından bizi mahrum etme ve ondan sonra da bizi fitneye düşürme.[6]

Vâsile ibni’l-Eska’ ise Peygamber Efendimizin cenaze namazı kılarken şöyle dua ettiğini söyledi:

اللَّهُمَّ إِنَّ فُلَانَ بْنَ فُلَانٍ فِي ذِمَّتِكَ، وَحَبْلِ جِوَارِكَ، فَقِهِ مِنْ فِتْنَةِ الْقَبْرِ، وَعَذَابِ النَّارِ، وَأَنْتَ أَهْلُ الْوَفَاءِ وَالْحَقِّ، فَاغْفِرْ لَهُ وَارْحَمْهُ، إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Allah’ım falanın oğlu falan, senin koruma ve emânın altındadır. Onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru, sana vefa ve hak yaraşır. Onu bağışla ve ona acı. Sen şüphesiz çok bağışlayan ve çok merhamet edensin.[7]

Böylelikle bizimkiler cenaze namazında okunması gereken belli bir dua olmadığını, bir kişinin bu dualardan herhangi birini okuyabileceği gibi ölen kardeşi için kendi içinden gelen bir dua da yapabileceğini anlamış oldular.

Cenaze namazını kılıp kabirde defin işlemi yapılırken bizimkiler yine bir şeylerin eksik olduğunu fark ettiler. Ölünün üzerine toprak atılmaya başlamıştı ama hala Kur’an okumaya başlayan yoktu. Sadece “بِسْمِ اللَّهِ، وَعَلَى مِلَّةِ رَسُولِ اللَّهِ“Bismillahi ve alâ milleti Rasulillah” diyorlardı.[8]

Eksik olan sadece bağıra bağıra Yasin vb. sure okunması değildi. Cenazenin defin işlemi bittikten sonra bizimkiler Rasulullah’ın kabrin başında tek başına kalıp ölüye telkin vereceğini beklerken Efendimiz;

اِسْتَغْفِرُوا لِأَخِيكُمْ وَسَلُوا لَهُ التَّثبِيتَ، فَإنَّهُ الْآنَ يُسْأَلُ.

“Kardeşiniz için mağfiret dileyin, ona sebat isteyin! Çünkü o şu anda sorgulanmaktadır”[9]diyerek herkesin dua etmesini istedi. Ayrıca kendisi tek başına mezarın başında durup sözlü sınavda arkadaşına kopya veren öğrenci gibi kabir sorularının cevaplarını fısıldamadı.

Yeni defnettikleri kişinin münker ve nekir meleklerinin sorularına dışarıdan yardım almadan nasıl cevap vereceğini düşünerek mezarlığın çıkışına doğru ilerlerken “acaba şimdi kapıda ne ikram edecekler, bizim zamanımızda en azından pide ayran ikram edilirdi de karnımızı beleşten doyururduk” diye düşünerek ikram sırasının sonuna kalmamak için hızlandılar. Ancak mezarlığın çıkışında dağıtılan bir şey olmadığını görünce herhalde cenaze evinde yemek verecekler diye oraya yöneldiler. Oraya vardıklarında da “yemek pişirilen kazanlar” görmeyi bekleyen gözleri yine hüsrana uğradı.

“Bu cenaze sahipleri de pek cimriymiş!” diye kendi aralarında konuşurlarken Rasulullah’ın “فَقَدْ أَتَاهُمْ مَا يَشْغَلُهُمْ“Onların başına büyük bir iş geldi”[10] diyerek komşularının cenaze evine yemek götürmelerini istediğini duydular. Bunun üzerine bir yakınlarını kaybetmedin üzüntüsünü çeken cenaze sahiplerinden bir de yemek hazırlamasını bekledikleri için kendilerinden utandılar.

Günün birinde ashaptan biri Rasûlullah’a;

يَا رسُولَ اللّهِ: هَلْ بَقِىَ مِنْ بِرِّ أبَوَىَّ شَيْءٌ أَبَرُّهُمَا بِهِ بَعْدَ مَوْتِهِمَا

“Ey Allah’ın Rasûlü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlar adına nasıl bir iyilik yapabilirim?” diye sordu.

Bu soruyu duyan bizimkiler “Bunda bilemeyecek ne var canım! 7, 40 ve 52’nci gecelerinde mevlit okutursun, devir ve ıskatını yaparak ibadet borçlarını kapatırsın, arada mezarlarına gidip Kur’an okursun, kendin okuyamıyorsan parayla bir adam tutup okutursun” diyerek kendi dönemlerinde yaptıkları hayır hasenatı (!) düşündüler.

Ancak Peygamber Efendimizin verdiği cevap içerisinde bunlardan hiçbiri bulunmuyordu. O şöyle buyurdular;

نَعَمْ: اَلصَّلَاةُ عَلَيْهِمَا، وَاسْتِغْفَارُ لَهُمَا، وَإنْفَاذُ عَهْدِهِمَا مِنْ بَعْدِهِمَا، وَصِلَةُ الرَّحِمِ الَّتِى  تُوصَلُ إِلَّا بِهِمَا، وَإكْرَامُ صَدِيقِهِمَا.

Evet (Anne baban adına yapabileceğin iyilik) vardır. Onlara dua etmek, onlar için Allah’tan istiğfarda bulunmak, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babanın dostlarına ikramda bulunmak.”[11]

Komşuları vefat edeli bir aydan fazla bir zaman geçmişti. Kel Ali bir gün karşılaştığı Bilal-i Habeşi’ye “Komşumuz vefat edince salâ okumadın bari 40. gece mevlidini okuyuver” diye ricada bulunduysa da bu asr-ı saadette böyle bir uygulamanın olmadığını öğrenince ‘Neyse ben dönüşte memlekette okuturum, o kadar da hayrımız olsun’ diyerek fazla da ısrarcı olmadı.


[1] Buhari, Cenâiz 64; Tirmizî, Cenâiz 39; Nesaî, Cenâiz 77.

[2] Abdürrezzak, Musannef, hadis no: 6428.

[3] “ve celle senâüke” cümlesinin sadece cenâze namazında okunacağını söyleyen ilk fakih İbrâhim Halebî (v.956/1549) olmuştur.

[4] Müslim, Cenaiz, 85, hadis no: 963.

[5] Beyhaki, Sünenü’l-Kübra, IV, 65, hadis no: 6963.

[6] İbn Mace, Cenaiz, 23, hadis no: 1498.

[7] Ebu Davud, Cenaiz, 61, hadis no: 3202.

[8] Ebu Davud Cenaiz, 38, hadis no: 1550.

[9] Hâkim, Müstedrek, hadis no: 1372.

[10] İbn Mace, Cenaiz, 59, hadis no: 2610.

[11] Ebu Davud, Edeb, 120, hadis no: 5142.

Leave a Reply

Solve : *
9 + 6 =


Başa dön