Türkler Asr-ı Saadet’te – 6. Bölüm / Cuma Namazı

Cuma günü gelip çattığında bizimkiler eski alışkanlıkları gereği Cuma namazına gitmek için Salânın okunmasını beklediler. Ancak o anda ilk salânın okunması için yüzlerce yıl geçmesi gerektiği akıllarına gelmedi. Bir anda ezan okunmaya başlayınca bari ilk sünnete yetişelim diye apar topar camiye koştular. Ancak ezan biter bitmez Mescid-i Nebevi’ye girmelerine rağmen Peygamber Efendimizin hutbe okumak üzere minberde olduğunu gördüler. “İlk ezan ne zaman okundu, biz niye duymadık?” diye düşünürken yine kendi zamanlarında Cuma namazından önce okunan ilk ezanın Hz. Osman döneminde okunmaya başlayacağını[1] da bilmiyorlardı.

Bizimkiler haliyle Cumanın ilk sünnetini de kılmamışlardı. Onlarla birlikte bir kişi daha hutbe esnasında mescide girmişti. Peygamber Efendimiz ona; “Ey falanca kişi, sen namaz kıldın mı?” diye sordu. O zât: “Hayır”, dedi. Peygamber: “(Öyleyse) kalk da iki rek’at namaz kıl”  buyurdu.[2] Tabi ki bizimkiler de “Cumanın ilk sünneti dört rekat değil miydi?” diye sormaktan kendilerini alamadılar.

Cuma namazının farzını kıldıktan sonra ise bizimkiler “Daha işimiz çok, son sünnet, zühr-i ahir derken daha epey namaz kılacağız” dediler. Ancak Peygamber Efendimiz cumanın farzından sonra mescitte başka hiç namaz kılmadan doğrudan evine geçti. Sonradan öğrendiler ki evinde iki rekat daha namaz kılarmış.[3]

Mescitte kalan ashaba “Zühr-i ahir namazını kılmıyor musunuz?” diye sorduklarında ise ashap onlara garip garip bakarak “O da ne? Biz öyle bir namaz bilmiyoruz” dediler. Bu manzara karşısında kendi zamanlarında Cuma namazından erken çıkan cemaatin arkasından “Pöh! Şunlara bak namazı yarım bırakıp kaçıyorlar” diye homurdandıkları akıllarına geldi.

Bir sonraki Cuma günü işi garantiye alıp mescide erken gittiler. Böylelikle Peygamber Efendimizin Cuma namazından önceki vaazını da dinleriz diye düşündüler ama vardıklarında mescitte ne vaaz vardı ne de cemaat!

Namaz vakti gelince Peygamber Efendimiz evinden çıktığı gibi mescidin içerisinde doğruca minbere yöneldi ve üzerine çıkıp oturdu. Bu esnada daha henüz hiç ezan okunmadığı gibi müezzin de herhangi bir üç ihlas bir fatiha gibi sureler, “innallâhe ve melâiketehû yusallûne ale’n-nebi…” ayetini veya “Resul-i ekrem ve nebiyy-i muhterem; sallellahü tealâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin azîz, pâk, münevver, mutahhar ruh-i şerîflerine salevat-ı şerîfe getirenlerin ahir ve akıbetleri hayr ola. Âl-i ezvac-ı tahirat evlâd-ı rasül eshab-ı güzin efendilerimizin sair enbiya-i ‘izam ve rusûl-i fihan hazeratının ervah-ı şeriflerine, pîrimiz Bilâl-i Habeşi (Radiyâllahü Anh) efendimizin ve ‘ale’l-husus bu caminin banisi ve bugüne kadar içerisinden gelmiş geçmiş, imam, müezzin, kayyumlarının ve kâffe-i ehl-i imanın ervahı için, Allah rızası için, el – Fatiha” vb. herhangi bir şeyler de okumamıştı.

Efendimizin minbere oturup cemaate selam verdikten sonra Bilal-i Habeşî ezan okumaya başladı. Ezanın bitmesine müteakip Efendimiz Cuma hutbesini irat ettiler. Namaz vaktinden bir saat önce salâ ve namaz öncesinde vaaz verilmemesi, hutbeden önce ezan okunup sonrasında dört rekatlik cumanın ilk sünnetinin kılınmaması ve bunlar olmadan doğrudan hutbeye başlanması karşısında bizimkiler “Bu kılınan Cuma namazıysa, bizim şimdiye kadar kıldıklarımız nedir?” dercesine birbirlerine baktılar.

Bir seferinde de Bayram ile Cuma günü çakışmıştı. İki bayram bir güne denk geldiği için bizimkiler bu işe çok sevindiler. Ancak Peygamber Efendimizin bayram namazını kıldırdıktan sonra Cuma namazı için insanlara izin vermesi ve “Cuma namazını isteyen kılsın istemeyen kılmasın”[4] demesi üzerine neredeyse küçük dillerini yutacaklardı.


[1] Buhari, Cuma, 20, hadis no: 913.

[2] Buhari, Cuma, 31.

[3] Buhari, Cuma, 38.

[4] İbn Mace, Salat, 166, hadis no: 1310; Nesai, Salatu’l-Îdeyn, 31, hadis no: 1591.

1 Comment

  1. Avatar

    Mehmet Ali Başol

    11 Ocak 2019, Cuma at 22:54

    Selamün Aleyküm Değerli Hocam..
    Hazırlamış olduğunuz vaaz ve makalelerden fazlasıyla faydalanıyorum.Allah razı olsun..
    “Bir seferinde de Bayram ile Cuma günü çakışmıştı. İki bayram bir güne denk geldiği için bizimkiler bu işe çok sevindiler. Ancak Peygamber Efendimizin bayram namazını kıldırdıktan sonra Cuma namazı için insanlara izin vermesi ve “Cuma namazını isteyen kılsın istemeyen kılmasın”[4] demesi üzerine neredeyse küçük dillerini yutacaklardı.”
    Burada Hz Peygamberin as Cuma gününe denk gelen bayram namazından sonra dileyen Cuma’yı kılsın dileyen kılmasın ifadesini anlayamadım.Acaba niçin bu şekilde Cuma namazı için beyanda bulundular?
    Şimdiden teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar niyaz ederim . Selamün Aleyküm

Leave a Reply

Solve : *
16 + 24 =


Başa dön