Türkler Asr-ı Saadette 5. Bölüm – Namaz II

Namaz kılarken kahramanlarımızı şaşırtan bir olay da sahabilerin namaz esnasında ön saftaki boşlukları doldurmak için ilerlemeleriydi.[1] Bir defasında Kara Ramazan yanında ileriye doğru hareketlenen sahabiyi elbisesinden tutup engellemek istedi ama sahabi onun elinden kurtulup ön saftaki boşluğu doldurmayı başardı. Oysa bizimkiler sancak nöbeti tutar gibi namaz kıldıkları için bu tür hareketleri yadırgıyorlardı.

Namazda safların düzenine ve sıklığına önem veren Peygamber Efendimiz sık sık cemaati uyarıyordu. Bunun sonucunda sahâbîler ayaklarını yanındaki kişinin ayağına, omuzlarını da yanındaki kişinin omuzuna değdiriyorlardı.[2] Ancak bundan hoşlanmayan Kel Ali öfleye püfleye rahatsızlığını belli etmeye çalıştıysa da kıpırdayacak yeri olmadığı için bu durumda namaz kılmaya razı oldu. Bir yandan da bir köşesini parsellediği ve yayıla yayıla namaz kıldığı mahalle camii gözünde tütüyordu.

Namaz esnasında cemaatten biri aksırınca sahabilerden birisi[3] ona “Yerhamükâllah (Allah sana merhamet etsin)” dedim. Birden herkes ona doğru ters ters baktı. “Ne oldu yahu! Neden bana öyle bakıyorsunuz” dediğinde ise elleriyle dizlerine vurmaya başladılar. Ters bakanlardan birisi de Kel Ali idi. Ona dönüp “Ne olacak! Namazda konuştuğun için namazın bozuldu” dedi. Kör Ömer büyük bir sorumluluk örneği göstererek “Şimdi ikinizin de namazı bozuldu” diyerek onları uyardı, kendinin de namazda olduğunu unutarak. Kara Ramazan ise derin bir “Oh!” çekti ve “Allah’a şükür ben konuşmadım” deyiverdi diğerlerine acır bir edayla bakarken. Rasûlullah (sav) namazı bitirdiğinde ise ne surat astı ne vurdu ne de o sahabiyi azarladı. Sadece şöyle dedi: 

إِنَّ هَذِهِ الصَّلَاةَ لَا يَصْلُحُ فِيهَا شَيْءٌ مِنْ كَلَامِ النَّاسِ، إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ

Bu, namazdır. Namaz kılarken konuşulmaz. Namaz, tesbih, tekbir ve Kur’ân okumaktır.[4]

Namazın farzı bittiğinde müezzinin “Allahümme ente’s-selâm…” demesini beklediler ama Bilal-i Habeşi hiç de oralı olmuyordu. Üstüne üstlük Peygamber Efendimiz sanki son sünneti de kılıp namazı tamamlamış gibi yönünü cemaate dönmüştü.[5]

Bizimkiler emir komuta şeklinde tesbih çekmeye alışık oldukları için müezzinden kendilerine komut vermesini beklediler ama bu beklentileri de boşa çıktı. Bari tesbihi kendi başımıza çekelim dediler ve el alışkanlığı ile mescidin sağında solunda tesbih aramaya başladılar. Olmayan tesbihleri…!

Beklentilerinin boşa çıktığı tek konu elbette ki “bir düdük yat, bir düdük kalk” şeklinde talim yapan askerler gibi toplu halde tesbih çekmek değildi. Sabah, akşam ve yatsı namazlarından sonra imam efendinin en güzel sesiyle okuduğu “Huvallâhüllezî” ve “Âmenerrasûlü”yü Peygamber Efendimizin de okumasını heyecanla beklediler. Hele “Âmenerrasûlü”nün son kısmında üç-dört defa “Amin” dedikleri bölüm vardı. Orayı dinlemek çok hoşlarına gidiyordu. Gerçi niye “Amin” dediklerini bilmiyorlardı ama olsun, Kur’an’da kötü bir şey diyecek değildi ya! Bu ayetlerin sabah, akşam ve yatsı namazlarından sonra sesli bir şekilde okunmadığını görünce herkesin kendisinin okuması ve manasını düşünerek öğüt alması gerektiğini anlamaları uzun sürmedi.

Peygamber Efendimizin “Kim Bakara sûresinin sonundan iki ayeti geceleyin okursa bunlar kendisine yeter.”[6] sözünde “imam okusun da siz dinleyin” denilmiyordu. Kendilerine böyle uzun ayetleri ezberlemesi hele anlamıyla birlikte okuyup düşünmek, öğüt almak zor geldiği için imam efendinin güzel sesiyle makamlı bir şekilde okuyup kendilerinin sadece dinlemesini tercih ediyorlardı. Oysa bu ayetlerde iman esaslarının genel bir tekrarı yapıldıktan sonra dini sorumluluğun özellikleri vurgulanmakta ve güzel bir dua ile günlük hayatın sonunda insanın dini duyguları tazelenmekteydi.

Akşam ve yatsı namazlarında kendilerine ters gelen bir başka mesele de bu namazlardan önce kılınan ilk sünnetlerdi. Bizimkilerin Tam Namaz Hocasında Akşam namazından önce sünnet kılınmayacağı, yatsı namazından önce ise gayri müekked de olsa dört rekat sünnet kılınacağı yazıyordu. Ama asr-ı saadettekiler bu kitabı okumamış olacaklar ki bunun tam tersini yapıyorlardı. Yani akşam namazından bazıları önce iki rekat sünnet kılıyorlar[7], yatsı namazının farzından önce ise dört rekatlık sünnet namaz kılınmıyordu.

Kendi dönemlerinde cami içerisinde rahatsız oldukları konuların başında sorumsuz(!) ebeveynlerin çocuklarını yanlarında camiye getirmeleriydi. Ama aynı olayın asr-ı saadette de karşılarına çıkacağını nereden bilsinler.

Bir gün mescitte Peygamber Efendimiz minberin üstünde hutbe veriyordu. Bizimkiler de diğer sahabilerle birlikte huşu içinde Efendimizi dinliyorlardı. Ancak birdenbire mescide iki çocuk girdi ve düşe kalka minbere doğru yürümeye başladılar. Bizimkilerin cami jandarmalığı duyguları depreşti ve tam da “Bu ne rezalet, hangi sorumsuz kişi çocuklarını camide başıboş bırakmış, çabuk şunları dışarıya atın!” diye bağıracaklardı ki, Peygamber Efendimiz hutbesini yarıda keserek minberden indi ve o iki çocuğu bağrına basıp; “Cenab-ı Hak, ‘Mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır’ buyururken ne kadar doğru söylemiştir. Onları görünce dayanamadım” dedikten sonra hutbesine devam etti.[8]

Yine bir gün Hz. Hasan ve Hüseyin sırtında olduğu halde Peygamber Efendimiz camiye geldi. Öne geçti, çocuğu sağ yanına bıraktı. Namaza durdu. Peygamberimiz secdeye vardı. Secdeyi o kadar uzattı ki, cemaat arasından başlarını kaldırıp baktıklarında Peygamberimiz secdede, torunlarından birisinin sırtına çıkmış oturduğunu gördüler.

Namaz bitince halk sordu: “Yâ Rasulallah, bu namazda öyle uzun bir secde yaptınız ki, şimdiye kadar sizden böyle bir şey görmedik. Bu şekilde hareket etmeniz mi emredildi, yoksa bir vahiy mi aldınız?”

Peygamber Efendimiz; “Hayır, bunların hiçbiri olmadı. Ancak oğlum sırtıma çıkmıştı, kendiliğinden ininceye kadar acele ettirmeyi uygun görmedim” dedi.[9]


[1] Müslim, Mesacid, 44, hadis no:  544.

[2] Buhari, Ezan, 76.

[3] Muaviye b. el-Hakem.

[4] Müslim, Mesacid, 33.

[5] Buhari, Sıfatu’s-Salat, 72, hadis no: 845.

[6] Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 10, 27.

[7] Buhari, Tatavvu, 7.

[8] İbn Mace, Libas, 20, hadis no: 3600.

[9] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IX/181, hadis no: 15077.

Leave a Reply

Solve : *
15 − 12 =


Başa dön