TÜRKLER ASR-I SAADETTE 3. Bölüm – Ezan

Ezan vakti gelip de Bilal-i Habeşi yüksekçe bir yere çıkıp ezan okumaya başladığında onun gür sesi ilk zamanlar bizimkileri de etkilemişti ama zamanla asr-ı saadet’te okunan ezanın da onların kendi dönemlerinde duymaya alışık oldukları ezanlardan farklı olduğu dikkatlerinden kaçmadı.

Mesela Bilal-i Habeşi ezan okurken hiç makam yapmıyordu. Bizimkiler ise Sabah ezanında Saba, Öğlen Rast, İkindide Hicaz, Akşam Segâh ve Yatsıda ise Uşşak olmak üzere beş vakitte beş ayrı makam yapılması gerektiğini zannediyorlardı. Kendi zamanlarındaki ezanları düşününce; “Aaaah, şimdi bizim Sultan Ahmet’teki veya Hacı Bayram’daki müezzinler burada olacaktı ki şu Medine ahalisinin kulaklarının pasını sileceklerdi” diye iç geçirmeden edemediler.

Ezan ile ilgili bir diğer husus da akşam ezanı dahil bütün ezanların aynı uzunlukta okunmasıydı. Bizimkilerin mahalle camisinde ise akşam ezanı okunurken evden çıktıklarında iki sokak ötedeki camiye farz bitmeden önce ancak zar zor yetişebiliyorlardı. Akşam ezanının hızlı okunma sebebi olarak kıyametin akşam vaktinde kopacağını biliyorlardı ancak ne Peygamberin ağzından ne de sahabilerden böyle bir söz duyamadılar.

Ezanın okunmaya başlamasıyla birlikte ağızlarından artık bir refleks haline gelmiş olan “Aziz Allah” sözü çıktı. Sahabeler ise müezzinin dediği sözleri tekrar ediyorlardı. Bizimkiler onların ezanı ezberlemeye çalıştıklarını düşünürlerken onlardan önce davranan bir sahabi bizimkilere “Siz niye müezzinin söylediklerini tekrarlamıyorsunuz?” diye sordu. Bizimkiler “Niye tekrarlayalım ki? Biz zaten ezanın sözlerini ezbere biliyoruz” dediler. Kör Ömer; “Ben caminin hocası izinli olduğu zamanlarda ezan bile okuyorum” diyerek bu konuda ne kadar bilgili olduğunu belirtmeye çalıştı.

Bunun üzerine Hz. Ömer; “Öyle ezanın başında ‘Aziz Allah’ demekle iş bitmez. Müezzine icabet konusunda Rasulullah Efendimiz şöyle buyurdu:

إذَا قَالَ الْمُؤَذِّنُ: اَللَّهُ أَكْبَرُ اَللَّهُ أكْبَرُ فَقَالَ أَحَدُكُمُ: اَللَّهُ أَكْبَرُ اَللَّهُ أَكْبَرُ.

 “Müezzin, “Allahu ekber Allahu ekber” deyince sizden kim samimiyetle, “Allahu ekber Allahu ekber” derse;

ثُمَّ قَالَ: أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ. قَالَ: أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ،

sonra müezzin: “Eşhedu en lâ ilâhe illallah” deyince, “Eşhedu en lâ ilâhe illallah” derse;

ثُمَّ قالَ: أشْهَدُ اَنَّ مُحَمّدًا رَسولُ اللّهِ. قالَ: أشْهَدُ أَنَّ مُحَمّدًا رسولُ اللّهِ،

sonra müezzin: “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” deyince, “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” derse;

ثُمَّ قالَ: حَىّ عَلى الصّلاَةِ. قالَ: لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إلَّا بِاللّهِ،

sonra müezzin: “Hayye ala’ssalât” deyince “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah” derse;

ثُمَّ قَالَ: حَىَّ عَلى الفَلاحِ. قالَ: لا َ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إلَّا بِاللّهِ.

sonra müezzin: “hayye ala’lfelâh” deyince, “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” derse;

ثُمَّ قالَ: اللّهُ أكْبَرُ اللّهُ أكْبَرُ  قالَ: اللّهُ أكْبَرُ اللّهُ أكْبَرُ،

sonra müezzin: “Allahu ekber Allahu ekber” deyince, “Allahu ekber Allahu ekber” derse;

ثُمَّ قالَ:لا إلهَ إَّلا اللّهُ. قالَ: َلا إلهَ إَّلا اللّهُ مِنْ قَلْبِهِ دَخَلَ الْجَنَّةَ.

sonra müezzin: “Lâilâhe illallah” deyince “Lâilâhe illallah” derse cennete girer.”[1]

 

Ezanın “Eşhedü enne Muhammeden Rasulullâh” kısmı okunurken bizimkiler kendi dönemlerinde yaptıkları gibi iki elinin başparmaklarını öperek göz kapaklarına sürdüler. Bir yandan da “Sahabeler niçin bizim gibi yapmıyor?” diye düşünürlerken, sahâbîler de “Bu Türkler niye böyle yapıyor?” diye düşünüyorlardı.

Kendi mahalle camilerinde ezan bitiminde imamın veya müezzinin sesli şekilde ezan duasını okumasına alışkın olduklarından Mescid-i Nebevi’de de ezandan sonra birinin ellerini açıp sesli şekilde dua etmesini beklediler ama nafile…

Bizimkiler “Ashabın öğrenmesi gereken daha çok şey var. Biz de onların ilmine âcizane bir katkıda bulunalım” dediler ve Kara Ramazan ellerini açarak bağıra bağıra ezan duasını okumaya başladı:

“Allahümme rabbe hâzihî’d-da’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l-kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete ve’l-fadîlete ve’deracete’r-rafîate’l-âliyeh, ve’b’ashu mekâmen mahmûdeni’llezi veadteh, inneke lâ tuhlifu’l-mîâd”

Bu duayı duyan sahâbîler şaşkınlıkla; “Siz bu duayı nereden öğrendiniz?” diye sordular. Tabi bizimkiler de şöyle bir gerilerek “Tam Namaz Hocası kitabından öğrendik” dediler. Orada bulunan Câbir b. Abdullah; “Peygamber Efendimiz ezandan sonra yapılacak dua hakkında;

” مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ: اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ، وَالصَّلاَةِ القَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الوَسِيلَةَ وَالفَضِيلَةَ، وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ القِيَامَةِ “

Kim ezanı işittiği zaman “Allâh’ım! Ey bu tam dâvetin ve kılınmak üzere bulunan namazın mukaddes Rabbi. Hz. Muhammed’e vesîleyi ve fazîleti ihsan et ve O’nu, kendisine vaad buyurmuş olduğun Makâm-ı Mahmûd’a eriştir.” derse, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcip olur”[2] buyurarak bize bir dua öğretti ama bu duada sizin söylediğiniz gibi “ve’deracete’r-rafîate’l-âliyeh” diye bir ifade geçmiyor” diyerek bizimkilerin ezan duasına ekleme yaparak okuduklarını ayrıca ezan duasını böyle bağıra bağıra değil de herkesin kendi başına okuduğunu söyledi.

Bu konuşmaları duyan Sa’d İbni Ebî Vakkas da ezan ile ilgili olarak okunacak dua konusunda Peygamber Efendimizin bu duadan başka dualar da okunabileceğini söylediğini belirterek Hz. Peygamber’in;

مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ الْمُؤَذِّنَ أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، رَضِيتُ بِاللهِ رَبًّا وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولًا، وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا، غُفِرَ لَهُ ذَنْبُهُ

“Kim müezzini işittiği zaman: ‘Tek olan ve ortağı bulunmayan Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve resûlü olduğuna şahitlik ederim. Rab olarak Allah’tan, resûl olarak Muhammed’den, din olarak İslam’dan razı oldum.’ derse, o kimsenin günahları bağışlanır”[3]  dediğini aktardı.

[1] Müslim, Salat, 12, hadis no: 385.

[2] Buhârî, Ezân 8, Tefsîru sûre (17), 11; Ebû Dâvûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4

[3] Müslim, Salât 13;  Tirmizî, Salât 42; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4.

Leave a Reply

Solve : *
19 + 25 =


Başa dön