TÜRKLER ASR-I SAADETTE 2. Bölüm – Abdest

Bizim üç kafadar namaz vakti yaklaşınca bir yandan abdest alıyorlar bir yandan da Peygamber Efendimizin ve diğer sahabelerin nasıl abdest aldıklarına bakıyorlardı. Ancak sahabelerin abdest alışları bizimkilerin dikkatini çekiyordu. Yine böyle bir günde bir adam Allah Rasûlü’ne gelerek;

“Yâ Rasûlallah abdest nasıl alınır?” diye sordu.

Peygamber Efendimiz de bir kap su isteyerek, ellerini üç kere, yüzünü üç kere, kollarını üç kere yıkadı. Başına mesh etti. Şehâdet parmaklarını kulaklarına sokarak uçlarıyla içini, başparmaklarıyla dış­larını meshetti. Daha sonra ayaklarını üçer kere yıkadı ve akabinde de:

“İşte abdest böyle alınır. Kim, buna bir şey ekler veya eksiltirse kendisine kötülük etmiş ve zulmetmiş olur.” buyurdu.[1]

Bunu gören Kel Ali yanındaki arkadaşlara hayretle şöyle dedi;

“Dikkat ettiniz mi? Peygamber Efendimiz bu adama abdesti eksik tarif etti.”

Kör Ömer;

“Öyle şey olur mu canım?” diye itiraz edince Kel Ali;

“Yahu, sende görmedin mi? Abdeste başlarken “eûzü besmele” çekmesi ve niyet etmesi gerektiğini söylemedi. Ayrıca ağzını burnunu yıkamayı ve ensesini meshetmeyi de unuttu galiba. Oysa benim okuduğum “Tam Namaz Hocası” kitabında abdest böyle tarif edilmiyor” diye haklılığını göstermeye çalıştı.

“Belki biz eksik görmüşüzdür” diye düşünürlerken yolda gördükleri Hz. Osman’a kendilerine abdest almayı tarif etmesini rica ettiler. Hz. Osman da bir kap su isteyip abdest aldı. Önce ellerinin üzerine üç kere su döküp yıkadı. Sonra avucuyla kaptan su alıp (üç defa) ağzını çalkaladı, (üç defa) burnuna su verip güzelce temizledi. Sonra yüzünü üç kere yıkadı, kollarını dirseklerine kadar üç kere yıkadı. Sonra başını meshetti. Sonra iki ayağını üç kere aşık kemiklerine (bileklerine) kadar yıkadı. Sonunda şöyle buyurdu:

“Rasûlullah Efendimizi, aynen benim şu abdestim gibi abdest alırken gördüm. Abdestini bitirdikten sonra da şöyle buyurdular:

«Her kim şu abdestim gibi abdest alıp iki rekât namaz kılar ve bu iki rekât içinde hatırına bir şeyi getirmezse ne kadar geçmiş günahı varsa mağfur olur».”[2]

Hz. Osman’ın yaptığı abdest tarifinde ağzın ve burnun yıkandığını görmüşlerdi ama hala sesli veya fısıltı şeklinde euzü besmele çekip niyet edildiğine ve ensenin mesh edildiğine şahit olmamışlardı.

Bir gün Ebu Hüreyre’ye; “Siz abdest almaya başlarken besmele çekmiyor musunuz?” diye sorduklarında Ebu Hüreyre; Olur mu öyle şey? Allah Rasulü şöyle buyurdu: “Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine Allahu Teala’nın adını zikretmeyen kişinin de abdesti yoktur”[3] şeklinde cevaplaması üzerine abdest alırken en azından besmele çekilmesi gerektiğini de öğrenmiş oldular.

Bir defasında da Peygamber Efendimizin abdest azalarını sadece bir kez yıkadığını görünce[4] kafaları tamamen karıştı. Hele bunun üzerine ashaptan Câbir’in Rasûlullah’ın uzuvlarını birer birer, ikişer ikişer ve üçer üçer yıkayarak abdest aldığını söylemesi[5] şaşkınlıklarını bir kat daha arttırdı.

Soğuk bir günde abdest alırken bazı kişilerin başlarındaki sarıkları çıkarmadan başlarını onların üzerinden mesh etmeleri üzerine bizimkiler büyük bir sorumluluk (!) örneği göstererek onlara yanlış yaptıkları söylediklerinde o kişiler “Bize Allah Rasulü soğuk günlerde sarıklarımızın ve mestlerimizin üzerine mesh etmemize izin verdi.[6] Siz kim oluyorsunuz?” diyerek niçin böyle yaptıklarını söylediler.

Abdest konusunda bizimkilerin dikkatini çeken bir başka husus da; Peygamber Efendimiz ve ashabının abdest azalarını yıkarken herhangi bir dua etmemeleriydi. Oysaki bizimkiler Namaz Hocası kitaplarında geçen abdest dualarını ezberlemek için günlerce uğraşmışlar ancak yine de tam olarak ezberleyememişlerdi. Onun yerine abdest azalarından her birini yıkarken kelime-i şehadet getiriyorlardı. Sahabiler de onların kelime-i şehadeti ezberlemeye çalıştığını zannediyorlardı.

Bir gün Rasulullah’ın ayakta insanlara abdest aldıktan sonra okunması gereken dua hakkında konuştuğunu gördüler. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyordu:

“Sizden kim abdestini alır ve bunu en güzel şekilde yapar, sonra da: “

أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُوَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ،اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِنَ التَّوَّابِينَ، وَاجْعَلْنِي مِنَ المُتَطَهِّرِينَ،

(Şehâdet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şehâdetederim ki Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür. Allah’ım, beni tevbe edenlerdenkıl, temizlenenlerden kıl)” derse, kendisine cennetin sekiz kapısı daaçılır; hangisinden isterse oradan cennete girer.”[7]

Böylelikle abdest esnasında değil ama sonrasında yapılan bir duanın olduğunu öğrendiler.


[1] Ebu Davud, Taharet, 52, hadis no: 135.

[2] Buhârî, Vudû, 23,  hadis no: 158.

[3] Ebû Dâvud, Tahâret 48, (101, 102); İbnu Mâce, Tahâret 41, (399); Tirmizî, Tahâret 20; Ahmed b. Hanbel, 2/418.

[4] Buhârî, Vudû, 21, hadis no: 156.

[5] Tirmizî, Tahâret: 35, (45, 46)

[6] Ebu Davud, Taharet, 57, hadis no: 146.

[7] Ebû Dâvud, Tahâret: 65, (169); Tirmizî, Tahâret: 41, (55);

Leave a Reply

Solve : *
7 × 21 =


Başa dön